14
Mayıs 2021
Cuma
Detay

Avrupa Süper Ligi ne getirecek?

19 Nisan 2021 Pazartesi 19:20 - Son Güncelleme 19 Nisan 2021 Pazartesi 20:29  |  Kaynak : TRT SPOR

12 Avrupa kulübünün katıldığı, spor dünyasının bir numaralı gündem maddesi Avrupa Süper Ligi ile futbolda neler değişecek? Endişeler, hangi tehlikelerle karşılık bulabilir? Beyin fırtınası yapalım.

Avrupa Süper Ligi, 24 saatten kısa bir süre içerisinde futbolseverlerin en önemli gündemi haline geldi.

12 kulübün öncülüğünde başlayan, 20 kulübe ulaşması plananan bu “kapalı lig” sistemi, kıtanın en prestijli organizasyonu olmayı ve kalite standardı yakalamayı vaat ediyor.

Tabi, bir de madalyonun diğer yüzü var: Avrupa’nın geri kalanına ne olacak?

Bu soruyu yanıtlayabilmek için, belirsizliği ortadan kalkmamış farklı senaryolar üzerinde fikir yürütmemiz gerekecek.

UEFA’nın, ülke federasyonlarıyla koordineli hareket edip, Avrupa Süper Ligi’ne katılan kulüpleri yerel liglerinden men etme ihtimali üzerinde duruluyor. Bu senaryo, yerel liglerin yaşayacağı marka kaybının yanında, kalburüstü ekiplerin ayrılığı sonucunda yayıncılar başta olmak üzere yatırımcıların ilgisinin dağılması riskini barındırıyor.

Barcelona, Real Madrid ve Atletico Madrid’in olmadığı bir La Liga’yı gözümüzde canlandıralım. Özellikle pandemi döneminde büyük gelir kaybına uğramış yayın şirketleri, La Liga için ödeme yapmak istemeyecek ya da muhakkak düşük ücretli teklifler yapacak. 6 büyük kulübün olmadığı bir Premier Lig ya da Milan, Inter ve Juventus’u kaybetmiş Serie A için de çok büyük güç kaybı söz konusu.

Aksi senaryoyu düşünelim. Avrupa Süper Ligi’nde mücadele eden ekipler kendi liglerinde kalmaya devam ederlerse, bu sefer diğer kulüplerle aralarındaki makas, kapanması neredeyse imkansız bir seviyeye ulaşacak. Avrupa Süper Ligi’nden yüksek gelir elde eden ekiplere karşı diğer takımlar, kısıtlı bütçeyle baş etmekte zorlanacağı gibi, muhtemelen değeri düşecek Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi katılımlarıyla da bu farkı eritemeyecekler.

Yine iki ihtimal üzerinde ayrılan bir konuya değinelim. UEFA’nın, Avrupa Süper Ligi’nde mücadele veren takımlara oyuncu satışını yasaklayacağından söz ediliyor. Bu ihtimalin gerçeğe dönüşmesi, Avrupa Süper Ligi’nin kalıcı hale gelmesini güçleştirecek. Zira, belirli bir süreden sonra oyuncu havuzu tükenen kulüplerin, yalnızca altyapı faaliyetleriyle bu pazarı döndürebilmesi imkansız görünüyor.

Avrupa liglerinden Avrupa Süper Ligi’ne transferin serbest olması durumunda, basketbolda yaşanan ve yalnızca en tepedeki organizasyonu besleyen kısır döngünün ortaya çıkma riski bulunuyor.

Bu riski biraz açalım.

Euroleague, tıpkı Avrupa Süper Ligi adına planlanan kapalı lig formatında olduğu gibi kendisine bir kalite çizgisi belirlemiş ve bu çizgide standardı yakalayabilmiş bir organizasyon. Kıta basketbolunun zirvesinde yer almayı ve burada kalıcı olmayı başaran bir döngü çerçevesinde ilerliyor. Bununla beraber, Euroleague’e katılamayan kulüpler için “başarı devamlılığı” ütopik bir kavrama dönüşüyor.

Kendi liginde şampiyonluk mücadelesi verse dahi Euroleague’e gitme garantisi olmayan –ve büyük oranda anlaşmalar gereği gidemeyen- kulüplerin yıldızları, bir sezonluk iyi performanslarının ardından Euroleague kulüplerinden kontrat almayı amaçlıyor. Bu durum, kaliteli kadro kuran organizasyon dışı ekiplerin, aynı oyuncu grubuyla geleceğe yönelik planlama yapmasını engelliyor.

Hal böyle olunca, yerel liglerde de Euroleague takımları ve diğer ekipler arasında bariz bir güç farkı oluşuyor. Belki de bu fark sebebiyle, Avrupa basketbol organizasyonlarının izlenme oranları arasında uçurum gözleniyor.

Benzer senaryo, Avrupa Süper Ligi’nin faaliyete geçmesi sonrası futbolda da yaşanabilir. Yine bir örnekle gidelim. Everton’ın yıldızı Richarlison, göstereceği başarılı performansın ardından Avrupa Süper Ligi kulüplerinden biri tarafından istenirse, Everton kulübünün oyuncu hakkında söz hakkı azalabilir. Zira futbolcuyu talep eden organizasyon hem Everton’ın katılamayacağı seviyeyi hem de İngiliz ekibini devre dışı bırakacak ücretleri vaat ediyor.

Yeni formatın bir de psikolojik boyutu var. Futbolseverler, oyunun özünü ve ruhunu koruma ile sürekli kaliteye sahip olabilme fikirleri arasında ikiye ayrılıyor. Esasen bu durum, kalıplaştırılabilecek bir doğru ve yanlıştan ziyade izleyici için tercih meselesi.

Birinci grup, görece zayıf bir takımın, kuvvetli ekiplere karşı başarıya ulaşma ihtimalinin korunmasından yana. Bununla beraber, uzun vadede akıllı ve planlı yönetilen düşük bütçeli kulüplerin günden güne büyüyebilme ve ‘devlere’ meydan okuyabilme olasılığının devam etmesini istiyorlar. Birbirleriyle kapışacak kuvvetli ekiplerin, bir bekleyiş süreci ve belli aşamalardan sonra eşleşmelerinin daha heyecan verici olduğunu düşünüyorlar.

İkinci grup, tasvir edilen futbol ruhunun zaten yitirilmeye başlandığı ve bu sporun da eğlence sektörüne dahil olduğu düşüncesine sahip. Bu fikirdeki topluluk, kaliteli zeminlerde, kaliteli hakemlerle, kaliteli futbolcu ve teknik direktörlerden oluşmuş takımlarla ortaya çıkacak kaliteli maçların cazibesini ilgi çekici buluyor.

Futbol dünyasının şu sıralar ana gündem maddesi haline gelen Avrupa Süper Ligi, belki de bugüne dek yaşanmamış bir dönüşüm sağlayacak. Bu dönüşümün kulüpleri, ligleri ve izleyicileri hangi yönlerden memnun, hangi yönlerden mutsuz kılacağı hakkında fikir yürütebilsek de, kesin cevabı bizlere zaman verecek.

Bu cevaba ulaşana dek geçen süre, Avrupa Süper Ligi kurucuları ile karşıtları arasında yaşanan fikir çatışmaları, sert yaptırımlar ve radikal kararlarla, futbolu bugüne dek yaşanmadığı kadar ikiye ayıracak gibi görünüyor.

Sıradaki Haber
İnfografik: Avrupa'nın 5 büyük liginde görünüm
Yükleniyor lütfen bekleyiniz