Detay

Montella'dan şah-mat

13 Ekim 2023 Cuma 00:40 - Son Güncelleme 21 Ekim 2023 Cumartesi 21:23  |  Kaynak : TRT SPOR

Vincenzo Montella yönetiminde ilk maçına çıkan Milli Takımımız, deplasmanda Hırvatistan'ı müthiş bir üstünlük kurarak yenmeyi başardı. Mücadeleye ve hocanın ilk sınavına dair taktiksel detayları mercek altına alıyoruz.

A Milli Futbol Takımımız, teknik direktör Vincenzo Montella yönetiminde çıktığı ilk maçta Hırvatistan deplasmanını zaferle noktaladı.

Öyle tahmin ediyorum ki A’dan Z’ye hepimiz için galibiyet kadar keyif veren etmen, sahanın taktiksel açıdan bariz şekilde üstün takımı olarak kazanmamız oldu.

Tamamen millilerimizin istediği gibi seyreden müsabakaya dair teknik heyetimizin hangi yönden üstünlük kurduğuınu, bunun sahada nasıl yansımalarını olduğunu ve tabii ki buna anlam katan performansları konuşacağız.

Hırvatistan’ın tam olarak neyi iyi yaptığını ve ne tür zaaflar taşıdığını irdeleyerek başlayalım.

‘Hırvatistan güçlü takım’ fakat ne yönden güçlü?

Hırvatistan, EURO 2024 Elemeleri’nin başından beri kendini tekrarlayan bir görüntü çiziyor.

Dalic’in elinde topa ve tempoya hükmedecek, topu kolay kolay rakibe vermeyecek üç A kalite merkez oyuncusu, yüksek fizikli bir savunma dörtlüsü ve kenar oynama özelliği bulunan diğer merkez oyuncuları bulunuyor. Bununla birlikte Hırvatistan, uzun süredir kanat oyuncusu sıkıntısı çekiyor.

Orsic’in sakatlığı, Perisic’in yaş alması gibi faktörlerle ortaya çıkan bu problem, Hırvatları her şeyi yapabilen bir takım hüviyetinden çıkarıp kendi güçlü yanlarını ortaya koyacak bir futbol modeline zorladı.

Topla bu denli iyi üç merkez oyuncusunun yanına en az bir kanatta da orta saha özellikli futbolcu eklenince, bu takımın oynayabileceği oyun düşük tempolu bir pozisyon oyununa dönüştü.

Top Hırvatistan’da kalacak, takım boyu uzamayacak, rakip kim olursa olsun pasla kırılacak, Kovacic başta olmak üzere göbekteki oyuncuların santrforu destekleyici koşuları kovalanacak ve bu döngü maç boyu devam edecek. Bütün plan buna evrildi.

Ayrıca bu şablon içerisinde verdikleri pozisyonları karşılayacak Livakovic gibi çok iyi de bir çizgi kalecileri vardı.

Hafızamızı tazeleyerek sağlama yapalım. Hırvatistan dünya üçüncüsü olurken aslında bir “beraberlikler takımı” olarak yarı finale geldi. Japonlar bu takımı kendi konfor alanlarından çıkararak gitti-geldili bir oyuna razı ettiler ve bu yaşlı merkez oyuncularını geri koşmaya zorladılar. Oyunu aldılar fakat penaltılarda kaybettiler.

Grup aşamasında oynanan Fas maçı da benzer bir senaryoda ilerledi. Belçika maçı da tamamen Lukaku’nun kaçırdığı goller üzerinden şekillendi. Sahanın kuvvetli tarafı olmayı başardıkları maçlarda da tam tersi şekilde topa ve ritme hükmeden taraf oldular.

Aslında bu durum, Dalic’in öğrencilerine karşı ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiği hakkında direkt netice veriyor. Bu ekibin karşısında teknik savaşına girmeye gerek yok, oyunu açık sahaya taşımak gerekiyor. Arzu ettikleri kadar topu domine etmelerine izin vermemek ve onları geri koşturmak gerekiyor.

Merkez oyuncuları çok geniş alanda yorulmasınlar ve topun etrafında yoğunluklarını koruyabilsinler diye savunmayı da öne çıkarıyorlar. Bu da haliyle sprinter futbolcular için olanak sağlıyor.

Montella da bu şifreyi çözdü.

Doğru orta saha ikilisi

Uzun süredir savunduğum bir fikrim var: Inter örneğine bakarak Hakan Çalhanoğlu’nu savunma önünde oynatmamalıyız.

Gelecek satırlarda maça dair paylaşacağım neredeyse her done buna bağlı olduğu için, ilk kez karşılaşanlar adına bu fikri açayım.

İtalya Ligi’ni izleyen herkes Hakan Çalhanoğlu’nu ‘regista’ rolünde görüyor ve milli takımda da bu şekilde denenmesini kabulleniyor. Oysa bu rol çok spesifik bir sistemin parçası ve etrafından bağımsız okunması mümkün değil.

Öncelikle Hakan’ın savunma önünde sırtı dönük topları sorunsuz alabilmesi için bu yükü paylaşabileceği partnerlere ihtiyacı var. Geçen sezon özelinde aynı hatta Barella, Brozovic, Mkhitaryan gibi bu işi yapabilecek arkadaşlarının yanında Bastoni gibi topla çıkabilen ve önündeki orta saha oyuncusunun paraleline kayabilen bir stoper de mevcuttu.

Akabinde, Hakan’ın defansif sorumluluğunun azaltılması ve yine savunma yükünün 50-60 metrelere çıkarılmasının önlenmesi gerekiyor. Bu da Hakan’ın sağ ve sol içinde oynayan futbolcuların çok kaliteli presçiler olmaları ve aynı zamanda önde de konumlanabilecek hücum meziyetlerini karşılamaları gerekliliği doğuruyor. Barella ve Brozovic burada da var.

Hakan’ın oyunu, yüzünü rakip kale yönüne dönmeye mahkum bir oyun. Haliyle sahanın genişlemesi, rakip savunmanını cüretkar şekilde presini öne taşıyamaması ve Hakan’a yüzünü dönebilecek alan ve zaman sağlanması gerekiyor.

Gerekli genişliği veren Dumfries belki bu alanda Hakimi ile beraber dünyanın en iyisi. Önde de Lautaro/Dzeko/Lukaku gibi oyunculardan en az ikisi, yani çift forvet var. Bu da presin çok öne taşınmasını engelliyor. Sezonu şekillendiren mantık bu.

Bu ortamda Hakan’ın regista oynaması aslında onun buradaki meziyetlerinden faydalanmaktan çok etrafındaki oyuncuları özgürce baskıya çıkarabilme adına yapılıyor. Hakan da bu sorumluluğa olumlu yanıt veriyor ve rolünün gerekliliklerini yerine getiriyor.

Bizler yaklaşık iki yıldır Inter’deki sistemi, saha yerleşimini, en önemlisi takımdaki oyuncu profillerini tamamen bertaraf ederek Hakan’ın regista oynamasına odaklanıyor, aynı şekilde kullanmaya çalışıyor ve çok geçirgen orta sahalar kuruyoruz. Üstelik hem oyuncuyu kaleden uzaklaştırıp şut tehdidini alıyor, hem de Orkun gibi tarz olarak Hakan’a çok benzer bir başka isimle çakışmalarına yol açıyoruz.

Vincenzo Montella, Hırvatistan deplasmanına savunma önünde oynayan Hakan geleneğini ve Orkun’la partnerliklerini bozarak çıktı.

Hem İsmail Yüksek hem de Salih Özcan, geniş bir alanda tek pivot olarak zaaf gösterebilecek oyuncular. Bununla beraber, birbirleriyle yan yana oynadıkları ortamda ortaya büyük bir pres gücü, yüzde yüz fiziksellik, ikili mücadelelerde birkaç hat hariç pek çok rakibe karşı üstünlük ve top kullanımında da kalite vadediyorlar.

Bu ikili arasındaki rol paylaşımı da kritik. İster istemez pek çok aksiyonda merkez oyuncuları sağ-sol koridorlara kayarlar ve partnerleri de onlardan kalan alanları doldurur. Hırvatistan karşısında teknik heyet, enerjisi diğerine göre daha yüksek olan İsmail’i bu baskılara çıkarırken uzun menzilli topları daha net kullanan Salih ile de göbeği doldurdu. Bundan da çok olumlu karşılık aldık.

Modric-Kovacic-Brozovic üçlüsü içerisinde millilerimizin yaptığı baskıdan en az etkilenecek oyuncu Modric ancak onun ilk topu alması halinde de üçüncü bölgede karar kalitesinin düşme riski var. Burada Dalic’in yapacağı tercih ve bizim reaksiyonumuz neticesinde bir maç hikayesi çıkacaktı ve çıktı da.

Modric’in ağırlıkla ilk topu alması halinde bizim yapmamız icap eden, gerekirse bolca faul de yaparak onun topu sağ-sol çizgilere hızla ulaştırmasını engellemek ve Kovacic-Brozovic ikilisinin ceza sahası koşularını kontrol etmek olacaktı. İlk maçı da yumuşak merkezimizle Modric’i sindiremeyerek, gol bölgesinde Kovacic’i kontrol edemeyerek kaybetmiştik.

Bir diğer ve bugün gördüğümüz olasılık, Dalic’in Modric’i önde kullanmasıydı. Topun ona doğru zamanda gelmesi halinde bu tercih Hırvatistan hücumlarını olgunlaştırmaya yarıyor ancak başka bir arıza veriyordu. Kovacic de Brozovic de çok kaliteli oyuncular olmakla beraber Modric kadar ilk topu hızlı çıkaran isimler değil.

Bu ikiliye karşı kanatlarımızın merkeze doğru daraldığı ve Barış Alper ile Hakan’ın da dahil olduğu bir pres bloğu, Hırvatistan’ın takım boyunu uzatmaya yarayabilirdi. Topu çıkardıkları anda da Salih ve İsmail’in ilk hamlede hücumu kesmesi gerekecekti. Milli takım her iki işi de tam kıvamında uyguladı.

Bunu delebildikleri tek an, Majer’in ofsayttan kesilen ve topun ağlarla buluşması halinde VAR incelemesine tabi olacak pozisyonuydu. Burada da Samet’in kale çizgisi üzerindeki müthiş eforu bu stresin önüne geçti.

Maç boyu geri koşmak zorunda kalan Hırvatistan ve Barış Alper Yılmaz

İdeal bir senaryoda, kapalı savunmalara karşı milli takım forvetinin Barış Alper Yılmaz olup olmaması tartışılır ancak bu akşam oynanan mücadele, geçen yıl Kadıköy’deki Fenerbahçe-Galatasaray müsabakası türünde bir istisna.

Zira planımızın işlemesi ve Hırvatistan orta sahasını sindirebilmemiz halinde, rakibin kanat etkinliğinin düşük olmasını ve yoğunluğu kaybetmemek için savunmalarını çok öne çıkarmalarını kullanarak net kontratak fırsatları bulmamız mümkün.

Barış Alper’in sürati ve mücadeleciliği kadar kuvveti de ağır basıyor. Açık alanda, çok fazla düşünmesine gerek kalmayan tek vuruş-tek pas aksiyonları bulabildiğinde durdurulması güç hale geliyor. Takımda en az onun kadar topsuz koşularla savunma dengesini bozan Kerem ve arkasında topu yönlendirecek Hakan, Salih, İrfan Can gibi isimler varken de bu maç için biçilmiş kaftan oldu.

Henüz ilk saniyelerde bulduğumuz şut pozisyonundan başlayarak, belki 60-65. dakikalara kadar Barış Alper ve Kerem’in çok rahat şekilde rakip alanda topla buluştuğu bir müsabaka izledik. Özellikle Kerem, geçişlerde genel ortalamasının üzerinde top kaybı yapmasına rağmen oyunun geneli sekteye uğramadı. Çünkü birkaç paragraf önce değindiğimiz üzere gittili-geldili bir oyun Hırvatistan’a yaramaz ama bu Türkiye 11’ine yarar.

Rakip alana yerleşmiş, rakibinden tehdit görmeden pas yapan Pasalic’in, Petkovic’in, orta saha üçlüsünün, Gvardiol’un, Barisic’in korkutuculuğu yüksek ancak sürekli fiziksel mücadeleye giren, çok fazla top kaybeden ve iki direkt top ile geri koşmak zorunda kalan Hırvatistan’ın etki alanı düşüyor.

Tekrara düşüyorum ama tarihi bir performans olduğu için üstelemek durumundayım. Bu üstünlüğü yakalamamızı taktiksel başarımız ve tüm oyuncularımızın emeği kadar İsmail Yüksek’in olağanüstü performansı sağladı. Milli formayla şahit olduğum en özel 90 dakikalardan biriydi.

Maçı kapatan değişiklikler ve üzerinde durmak istediğim Kenan Yıldız hamlesi

45 dakika dolduğunda oyunun Türkiye lehine seyrettiği ve Hırvatistan’ın getirebileceği pek fazla kanat oyuncusu olmadığı için böyle devam edeceği belliydi.

Maçı ve skoru değiştirebilecek olsa olsa üç dört etmen olabilirdi. Bariz bireysel hata, duran top, hiç tahmin edilmedik bir yetenek golü ve 75-80 sonrası gelecek doğal baskı.

İlk üç maddede duran top dışında teknik heyet üzerinden okunabilecek bir şey yok. Duran toplarda da zaaf yaşamadık. Bununla beraber, 75 sonrası tahmin edilen o baskıyı kurmaya başladılar.

Burada, aslında o dakikalarda çok fazla etkinlik göstermiyor olmalarına rağmen Barış Alper ve İrfan Can’ın oyundan çıkmasının etkisi büyük oldu. Zira bu ikili bizi son bölümde kaleye götüremiyor olsalar dahi yer kaplıyor ve topla vakit geçirebilmemizi sağlıyordu.

Montella da bu sorunu fark etmiş olacak ki duraklamalarla beraber son 10 dakikalık dilimde oyuna Kenan Yıldız’ı aldı. Kenan girdiği andan itibaren sahadaki en fizikli hücum oyuncumuzdu ve bolca temas almasına rağmen yıkılmadan topu taşıdığı dribblingler, Hırvatistan baskısını eritmemize yardımcı oldu.

Bana göre taktiksel kalite açısından iç sahadaki Fransa ve deplasmandaki Norveç maçlarımızla birlikte, yakın tarihte verdiğimiz en iyi sınavı geride bıraktık.

Üstelik, müsabaka öncesinde “gruptan çıkma ihtimalimiz tehlikeye girer mi” endişesi yaşarken bu galibiyetle liderlik hesapları yapabilir hale geldik.

Vincenzo Montella, rakibin gücünü ve en önemli etkinlik alanını kırması gereken ilk zorlu sınavında müthiş bir performans sundu. İlerleyen günler ve aylarda kapalı savunmaları açabilmemiz, bize aynı fiziksellikle yanıt veren takımlara karşı strateji değiştirmemiz gibi farklı sınavlarımız da olacak. Her birinde ortalama üzerine çıkabilirsek EURO 2024 yolunda ve turnuva içerisinde diş geçirir hale gelebiliriz.

Temennimiz de bu yönde.

Hırvatistan galibiyetinin mutluluğuyla sizleri selamlıyor, yeni içeriklerde buluşmayı temenni ediyorum. O güne değin sağlıcakla kalın.
 

Sıradaki Haber
Sporun değişen doğası
Yükleniyor lütfen bekleyiniz