21
Eylül 2020
Pazartesi
Futbol

Salih Dursun: "Sert futbolu seviyorum"

01 Ekim 2013 Salı 12:29 - Son Güncelleme 01 Ekim 2013 Salı 12:36

Kayserispor'un genç jokerinden gelecek hedefleri

Fatih Terim'in Millî Takım kadrosunda yer verdiği sürpriz isimlerden biri, Kayserispor'un genç jokeri. Geçtiğimiz sezonun sarı kart rekortmeni 22 yaşındaki oyuncu, futbola başladığı günden bu yana agresif ve sert bir yapısı olduğunu, bu yapının dışına çıktığında "kendisi" olamayacağını anlatıyor. Öğrenmeye ve gelişmeye aç kişiliğiyle her tecrübeden bir ders çıkarmaya çalışması, ona parlak bir gelecek hazırlıyor.

Futbol Federasyonu'nun yayınladığı Tamsaha dergisinden keyifli bir Salih Dursun röportajı...


Futbola nasıl başladın, seni futbolcu olmaya yönelten etkenler nelerdi?


Pek çok çocuk gibi ben de futbola mahalle arasında arkadaşlarımla başladım. Arkadaşlarımın bir kısmı kulüplere kaydolmuştu ve ben de onlar gibi bir kulüp çatısı altında futbol oynamak istiyordum. 10 yaşındayken kendi başıma mahallemizdeki Garajlar Taçspor'a gittim ve takımın başındaki İlhan Hocaya "Ben de sizin takımınızda oynamak istiyorum" dedim. 1 yıl orada oynadım. Sonra bir turnuvada beni izleyip beğenen Sakaryaspor'a geçtim. Orada yükselmeye başladım. O süreçte Murat Balaban Hocam bana çok yardımcı oldu. Bir olaydan ötürü kadro dışı kalmıştım. Haklı olduğumu bilen Murat Hocam beni takımdan ayrı olarak tek başıma çalıştırdı. Sezon sonunda haklı olduğum ortaya çıkınca da direkt Süper Genç Takım'a alındım. Türkiye Şampiyonası'nda son iki maçta oynadım ve gerçekten de iyi bir performans gösterdim. Bu sayede A takıma alındım. O süreçte Sakaryaspor'un transfer yasağı olması çok işime yaradı. Bu sayede genç oyuncular forma şansı bulunca ben de A takımda oynamaya başladım.

Futbola başladığın dönemde gelecekle ilgili nasıl hayaller kuruyordun? Kendini bir gün Millî Takım forması altında görmeyi hayal ediyor muydun mesela?


Elbette her genç oyuncunun hayallerinde bugünleri görmek vardır. Ben de bu hayalleri besliyor ama dışa vurmuyordum. Bir Süper Lig takımında oynamak, ay-yıldızlı formayı giymek bir futbolcu için dünyanın en büyük onurudur. Millî Takım kadrosuna seçilmek benim için harika bir sürpriz oldu. Böyle bir davet alacağımdan habersizdim. Takım arkadaşlarım Sefa, Bilal ve Ertuğrul'la televizyon izliyorduk. O sırada Millî Takım kadrosu altyazı olarak ekrandan geçiyordu. Kendi ismimi görünce gözlerime inanmadım. Televizyon iyice yaklaştım ve içimden "Çok büyüksün Fatih Terim" dedim (gülüyor). Hiç unutamayacağım böyle bir hatıram var.


Sakaryaspor'un zor günler geçirdiği bir dönemde o kulüpte forma giydin. Nasıl tecrübeler yaşadığından söz eder misin bize? O zorluklar sana neler kattı?


O zaman üzerimizde bir rahatlık vardı. Çünkü transfer açılmamıştı ve bizim oynamamız kesindi. Çok da kaliteli bir gruptuk. Levent Demiray, Mesut Morgül gibi takımda kalan abilerimizin tecrübesiyle bizim dinamizmimizi birleştirdik. Sakaryaspor'da küme düşmemeye de şampiyonluğa da oynadık, play-off'ta da mücadele verdik. Bunlar benim için çok önemli tecrübelerdi. Geriye dönüp bakıyorum, başlangıçtaki futbol anlayışımla bugünkü arasında dağlar kadar fark var. Hatta bir hafta önceki futbol anlayışımla Fatih Hocayı dinledikten, onunla antrenmana çıktıktan sonraki futbol anlayışım arasında bile ciddi bir fark var. Biz genç futbolcular her şeyi öğrenmek için çabalıyoruz. Algılarımız sürekli açık. Fatih Hocayla çıktığım antrenmanlarda bir bek oyuncusunun neler yapması gerektiği konusunda yeni şeyler öğrendim. Millî Takım kampında bulunmak benim yeni şeyler öğrenmem açısından çok önemli. Burada Gökhan Gönül abiden, stoper ve orta sahada oynayan abilerimden de çok şey öğreniyorum ve bu da benim gelişimime büyük katkı sağlıyor.

Futbola başladığın dönemde idollerin var mıydı? Aslında daha da önce futbola başladığında hangi mevkide oynadığını sormak gerek.


Başlangıçta defansif orta saha oynuyordum. Ama Sakaryaspor'da yaşanan zor günlerde stoper de oynadım. Aslına bakarsanız nerede eksik varsa orada oynuyordum. Joker oyuncuydum. Sağ bek de oynadım, Yılmaz Vural döneminde hocanın "Gol atamıyoruz, seni santrfor oynatacağım" demesi üzerine dört maçta santrfor oynadım ve 4 gol attım. O sezonu 9 golle tamamlamıştım. İdollerime gelince, başlangıçta Popescu vardı. Sonrasında Denizlispor'da oynadığı dönemden itibaren Servet Çetin abi çok beğendiğim oyuncular arasına girdi. Beni de ona benzetirlerdi. Ön libero oynamaya başlayınca Mehmet Topal, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan'ı daha yakından izlemeye başladım.


Bugüne gelene kadar futbol karakterinin oluşmasına en fazla katkı sağlayan teknik adamlar kimler? Başlangıçta Murat Balaban'ın adı geçmişti.


Murat Balaban işin taktiğinde, tekniğinde, bana verdiği özgüvende ve psikolojik destekte çok katkı sağlamış bir isim. Sakaryaspor'un altyapı koordinatörü Timur Şahinel ise futbol karakterimin tam olarak oturmasında çok önemli bir hoca. O da Fatih Terim gibi yenilgiyi asla kabullenmeyen bir yapıya sahip. Sert futbolu çok sever. Ben de küçüklüğümden beri agresif oynamayı seven bir yapıya sahibim. Zaten arkadaşlarım bana saha içinde "Sen ilk insansın" der (gülüyor). Gerçekten de mücadele ederken kendimi kaybedebiliyorum. Beni yakından tanıyanlar saha dışındaki Salih'le saha içindeki Salih'in çok farklı olduğunu söyler. Bu futbol karakterinin oturmasında da dediğim gibi Timur Hocamın rolü çok büyük.


Kayserispor'a transferine gelirsek... O dönemde başka taliplerin de var mıydı? Kayserispor tercihinin sebepleri nelerdi?


Kayserispor'u takımın başında Şota olduğu için tercih ettim. O dönemde Medical Park Antalyaspor'un başında bulunan Mehmet Özdilek'le konuşmuştum. Eskişehirspor da beni isteyen kulüplerden birisiydi. Bana en yakın gelen Kayserispor'un teklifi oldu. Çünkü Şota benimle konuşurken, "Senin kaliteni biliyorum, kişisel olarak gelişimini sağlayabilirim" demiş ve bu da benim çok hoşuma gitmişti. "Hocam siz beni böyle değerlendiriyorsanız ve gelişimime katkı sağlayacaksanız gelirim" dedim. Hatta parayı bile konuşmadan Kayserispor'un teklifini kabul ettim.


Kayserispor'da çıktığın ilk Süper Lig maçını hatırlıyor olmalısın. O maç öncesinde neler hissettin? Maç senin açından nasıl geçti?


Sezonun ikinci haftasında Medical Park Antalyaspor maçına ilk on birde başlamıştım. Süper Lig'de oynamak hayalimdi. Sakaryaspor'da alt liglerde oynamanın zorluklarını yaşadıktan sonra Süper Lig'de forma giyeceğim günleri iple çekiyordum. Başlangıçta 4-5 hafta adapte olmakta zorluklar yaşasam da sonrasını iyi getirdiğimi düşünüyorum.

Kayserispor'da uzun süre orta sahada oynadıktan sonra seni sağ bekte izlemeye başladık...


Steinsson sakatlanmış, sağ bek oynayan Berkay da Fenerbahçe maçında bir sorun yaşayarak oyundan çıkmak istemişti. Hocamız beni sağ açığa koyup Sefa'yı geri çekecekti. Süleyman Hurma abi devreye girerek benim defansif yönümün daha iyi olduğunu söyleyince Prosinecki de bu fikre katıldı ve son 10 dakikada sağ bek oynadım. Kısa süre oynamama rağmen performansım beğenildi. Yine sağ bek çıktığım Trabzonspor maçında bir de gol attım.


Peki sen kendini hangi bölgede daha iyi ifade ettiğini düşünüyorsun?


Gerçekten hiçbir fikrim yok. Ama şu anda sağ bek oynamaktan mutlu olduğumu söyleyebilirim. Sağ bek oynamak bana değişik ve güzel geliyor. Kendime "Şurası benim gerçek mevkiim" demek de istemiyorum. Nerede görev verilirse orada oynamak hoşuma gidiyor. Bugünün futbolunda oyuncuların kendini belli görevlerle sınırlamaması gerek diye düşünüyorum.

Joker oyuncu olmaktan mutlusun yani.


Kesinlikle mutluyum. Bir mevkide ihtiyaç duyulduğunda orada oynamaktan ve takıma yarar sağlamaktan mutlu oluyorum. Zaten futbolcunun yapması gereken şey de takımına olabildiğince yarar sağlamak değil mi?

Boyun 1.88. Oysa bek oyuncularının genellikle daha kısa boylu olduklarını biliyoruz. Uzun boy senin için bir dezavantaj olmuyor mu?


Benim için sağ bek oynamanın en zor tarafı da bu zaten. Çünkü karşınızda oynayan açıklar genellikle kısa boylu ve çok çabuk oyuncular. Ama bu defa da pozisyonunuzu iyi alırsanız sıkıntı yaşamıyorsanız. Ben de pozisyonuma dikkat etmeye çalışıyorum. Bazen yakın oynayıp döndürmemeye çalışıyorum. Rakip topu aldıysa araya biraz mesafe koyarak yakından çalım yememeye çabalıyorum. Fiziksel üstünlüğümü avantaja çevirmeye uğraşıyorum. Bu üstünlüğü avantaja çeviremezsem de sarı kart görüyorum (gülüyor).


Ligimizde ve dünyada hangi oyuncuları beğeniyorsun?


Selçuk İnan'ı çok beğeniyorum. Playstation gibi, görmeden pas atabiliyor. Millî Takım'daki ilk idmanımda sağdan koşu yaptım ama beni görmediğini zannettim. Bir baktım top önümde. Hiç beklemediğim için top aktı gitti. İkinci pozisyonda yine aynısı oldu, bu sefer hamle yapıp topu yakaladım. Gerçekten de beyniyle, saha görüşüyle, tekniğiyle, oyun zekâsıyla Türkiye'nin en iyi orta saha oyuncusu Selçuk İnan.

Futbola başladığında seninle birlikte yola çıkan gençlerin pek çoğu bugün oyunun dışında kaldı. Sense artık bir Süper Lig ve Millî Takım oyuncususun. Diğerlerinin arasından sıyrılıp bu noktaya gelmende hangi özelliklerin ön plana çıktı?


Birincisi vazgeçmemek, ikinci çok çalışmak, üçüncüsü inanmak. Çünkü çok zor durumlarla karşılaştım ve futbolu bırakmayı bile düşündüm.


Takımda çalışmasını ve profesyonelliğini örnek aldığın oyuncular var mı?


Takımdan bu sezon ayrılan Riveros çok değişik ve kaliteli bir oyuncuydu. Steinsson da yine Riveros gibi çok iyi bir profesyoneldi ama kronik sakatlığı nedeniyle sorunlar yaşadı. Halen oynamaya devam edenlerden Zurab çok profesyonel bir oyuncu. Orta sahada genç oyunculardan Bilal Yener keza öyle.


Süper Lig'de bugüne kadar üç gol attın, üçü de kafayla...

Bu sezon işim biraz zorlaştı çünkü artık her takım birebir markaj veriyor. Kornerlere çıktığımda Kasımpaşa maçında Yalçın abi, Sanica Boru Elazığspor maçında ise Görkem beni marke etti. Yani işim biraz daha zorlaştı. Galiba artık diğer silahı kullanmak ve ayakla gol atmak zorundayım (gülüyor).


Robert Prosinecki gibi dünyaca ünlü bir oyuncu şimdi Kayserispor'un başında. Bize biraz Prosenicki'nin nasıl bir teknik direktör olduğundan ve insan ilişkilerinden söz eder misin?


Her şeyden önce şunu söyleyeyim, Prosinecki çok iyi bir insan. Tesislerde takımla beraberken son derece disiplinli ve işini çok iyi yapan, ama dışarıda bir kafeteryada birlikte oturduğunuzda sizinle arkadaş olabilen bir hocadan söz ediyorum.


Prosinecki'nin taktiksel anlamda hangi özellikleri öne çıkıyor?


Prosinecki futbolu güzelleştirmek isteyen hocalardan birisi. Kesinlikle pas yaparak oynamamızı ve topa sahip olmamızı istiyor. "Uzun pası ancak çok zorunlu hallerde kullanın" diyor. Beklerin bindirmesini istiyor. Her zaman aktif bir oyun oynamamızı arzuluyor. Oyuncular olarak Prosinecki'nin bu oyun anlayışından büyük keyif alıyoruz.

Ancak Kayserispor bu sezona pek de iyi bir başlangıç yapamadı. Bunu neye bağlıyorsun?


Sezon başında takımın performansı henüz istenen düzeyde değil. Marco Simiç'in sakatlığı da planlarımızda aksaklıklara neden oldu. Gerçekten de çok iyi bir stoperden mahrum oynuyoruz. Takımdan ayrılanlar ve yeni gelenler oldu. Dolayısıyla uyum sorunları da yaşanıyor. Ama bu uyum sorunlarını atlattığımızda iyi yerlere geleceğimizi düşünüyorum. Çünkü çok iyi kadroya sahibiz.


Millî Takım kampına yeni katılan bir oyuncu olarak buradaki havadan biraz söz eder misin? Yeni katılanlar için ortam bazen zor olabilir. Sen burada nasıl karşılandın?


Açıkçası yabancı bir ortam havasını hiç hissetmedim. Çünkü burada çok kaliteli ve üst düzey insanlar var. Yeni geleni hemen aralarına alabiliyorlar. Şu anda kendimi Kayserispor'daki gibi rahat hissediyorum.


Henüz 22 yaşındasın ve önünde uzun bir futbol geleceği duyuyor. Sen bu geleceği nasıl planlıyorsun? Gelecekle ilgili hayallerinde neler var?


Kariyerimin çok başarılı ve istikrarlı olmasını istiyorum. Kendimi geliştirip Kayserispor'da çok güzel bir sezon geçirerek daha iyi yerlere gelmeyi hedefliyorum. Amacım Arda abi gibi olabilmek. İdolüm Arda Turan. Onun Atletico Madrid'de yaptıklarını hayranlıkla izliyorum ve ben de onun gibi bir oyuncu olmak istiyorum.


Parmağındaki yüzüğü gördüğümde soracaktım ama sen biraz önce eşinden bahsettin. 22 yaşındasın ve evlisin... Biraz erken değil mi?


Benim gibi insanlar bu yaşta evlenebilir. 1 yıl önce evlendim. Çok gezen bir tip değilim. Evinden işine, işinden evine giden bir insanım. Eşimle de çok iyi anlaşıyoruz. Bana çok yardımcı oluyor. Evlendiğim için çok mutluyum.
 

Sıradaki Haber
İşte Mancini'nin istediği o isim!
Yükleniyor lütfen bekleyiniz